Pazartesi, Haziran 27Önemli Haberler

 “Nick Murphy” vede/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece! 

 “Nick Murphy” vede/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece!  – Kültür Sanat Havadisleri

 “Nick Murphy” ve/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece! 

“Suratyıllar süresince günlük yaşantımızın gözden çıkartılmış tüm maddi atıklarıyla olan ilişkimiz onları aşağılama vede ortadan kaldırma, kendimizden uzaklaştırma üstüne gelişmiş. Atıklarla olan ilişkimiz bu yönüyle yabancılarla vede ötekilerle olan ilişkimize benziyor. Bizim benzer biçimde olmayan vede bizlere benzemeyen şeylerden korkuyor, sözgelimi bir çöpe dönüşmeden ilkin iyi mi kullanıldıklarını tanımlayamadığımız için onların ‘fena’ olduklarına karar vederip kendimizden uzaklaştırmak istiyoruz…

Atıklar kadar uzun yolculuklar yapmış vede bu kadar geniş bir çevreye yayılmış başka hiçbir insan yapımı nesne yok,” diyor ABD’li yazar Brian Thill (İthaki Yayınları, Gökçe Çiçek çevirisi) “Atık” adlı araştırma kitabında. Çokca değil, daha bir iki yıl ilkin, “Dünya’nın yörüngesindeki iki uzay çöpü çarpışmaktan son anda kurtuldu” yada “Uzayda 10 milyon parçalık çöp tehdidi” başlıklı haberleri hatırlıyorsunuzdur.

Yaşadığımız dünyayı çöp yığınına çevirdiğimiz yetmiyormuş benzer biçimde, evrende salındığımız her noktaya da insan/lık izimizi bırakmaya ant içmiş gibiyiz! “Bu şekilde, data çağı hepimizi birer dijital istifçiye dönüştürüyor. Yeterince vakit, enerji yada alan ayıramadığımız sanal nesnelere gittikçe daha çok tutunmaya zorlanıyoruz… Çağımız bizlere bir şey öğretecekse bu, bir yere atıp arkamızda bıraktığımız her şeyin sonunda bizlere geri döneceğidir, onlarca defa vede ziyadesiyle” diyen Thill’e kulak vedermekte yarar var!  
 
Gelelim bugünün öznesine vede kulakların pasını silecek olan melodisine; electronica, downtempo, soul vede trip hop türlerinde üretimlerini sürdüren müzisyen vede söz yazarı Nicholas James Murphy ya da hafızalara kazınan adıyla (mahlası) Chet Faker, PSM Lovedes Summer kapsamında, 21 Haziran’da (saat 21.30’da), İstanbul Sıkıntılı PSM’de! Müzik hayatına 2012’de piyasaya sürdüğü “Thinking in Textures” ile atılarak müzikseveder kitlenin gönlünü fetheden Avustralya menşeili Faker, ilk EP’siyle Australian Independent Records Awards vede Rolling Stone Australia Awards benzer biçimde prestijli ödüller alarak da dikkatleri üstüne çekmeyi başardı.

2014’te yayınladığı ilk stüdyo albümü “Built on Glass” ile yükselişini sürdüren Faker, 2019’da “Run Fast Sleep Naked” vede 2020’de “Music for Silence” adlı enstürmantal albümlere imza attı. Bu iki albümü de Nick Murphy adıyla gösteren sanatçı, 2020’de Chet Faker’a “Low” adlı single’ı ile iddialı bir geri dönüş gerçekleştirmiş oldu.  

Dört yıl devam eden ‘Nick Murphy’ sakinliğinden faydalanan Chet Faker, 2021’in Temmuz’unda, 10 şarkının bir araya gelmiş olduğu “Hotel Surrender” albümüyle tekrardan sahneleri havalandırdı; ki görünen, fanatikleri da pek mesut! Bu albümde de, tıpkı 2014’te yayınladığı Built on Glass LP’si benzer biçimde, tüm şarkıların yazım sürecini vede yapımcılığını kendi üstüne alıyor. Burada altını çizmekte yarar var: Faker’ın en mühim özelliğinden biri -kendisinin de hep ifade etmiş olduğu gibi- kuvvedetli/büyük bir müzik şirketini arkasına almadan, bağımsız vede webin geniş kapsama (Arctic Monkeys, Lily Allen benzer biçimde) alanlı cazibesiyle kulaktan kulağa yayılması!  

Ezcümle, günümüzde hipster müziği olarak tanımlanan orta tempolu “electronica / indie – pop türünün en kıymetli isimlerinden biri” olarak adlandırılan Faker, bu gece, ikinci İstanbul buluşmasında gene birbirinden salınımlı şarkılarıyla / performansıyla huzurlarımızda! (İç ses: Faker’e esin olan, caz tarihinin en mühim trompet ustalarından ABD’li Chet Baker’a da merhaba olsun!) Hazırsanız, Faker’ın; “Şu anda kendimi fena hissediyorum / Ancak bu haiz olduğum her şeyin bittiği anlamına gelmiyor…” diye nidalanan “Low” şarkısının sesini birazcık açıp, yaklaşınız! 
 
“Müziğimle olumsuzluk yaratmak istemem” 
 
Röportajımızın girişini, “Antroposen Çağı’nın en büyük problemi atık” diyen Brian Thill’in “Atık” adlı kitabıyla yaptık. İzninizle soruma da bu rotadan devam etmek isterim. ‘Kaygı çağı’ dedikleri günümüz vede iki yılı devirdiğimiz pandemi -Thill’in bizlere söylemiyle- ‘bizlere bir şey öğretecekse…’ cümlesinden hareketle, pandemide geçirdiğiniz vede hâlihazırda devam eden süreçte, “yaşam mesainizde” vede “sanat hayatınızda” neleri deneyimlediniz, öğrendiniz yada keşfettiniz? Ve üretimleriniz bundan iyi mi etkilendi?  
 
Bence, gezegenimiz oldukca güzel bir armağan vede tabiat çoğumuz için oldukca mühim bir şey. Ben, hava kalitesi yüzünden son zamanlarda bahçe işleriyle ilgilenmeye başladım. Bu yüzden bunca yıl, New York’ta yaşadıktan sonrasında artık başka bir yere taşınmayı düşünüyorum. Bence, 2020’den ilkin internette çoğumuz toplumsal medyayı birbirimize bağlanmak için kullanıyorduk. Bugün ise bambaşka bir boyutta… Diğerlarının ne düşündüğünü bilmiyorum fakat bana hakikaten birçok şeyin ne kadar komik durumda bulunduğunu gösterdi. Hususilikle 2020’den bu yana internette oldukca fazla vakit geçirdik vede çoğumuz oldukca korktuk. İnternette olanları her şeyin üstünde tuttuk! Mesele, tüm şöhretli insanoğlu bazı şeyler denedi, fakat dürüst olmak gerekirse pek bir şey yapamadık.

Tek yaptığımız şey, birbirimizi etiketlemek yada buna benzer durumlardı, kısaca bir şeylere destek olmak değildi! Bu yeni dijital dünyanın oyuncuları olarak hepimiz yerlerini almaya çalıştı. Evedet, oldukca eğlenceliydi, hatta havalıydı, kısaca tüm gün mükemmel giysiler giyip, çıkarıp kendimizi ifade etmenin yeni yollarını aradık. Ben bu şekilde hissettim vede sanırım bu yüzden yeniden Chet Faker olarak müzik hayata geçirmeye devam ettim.

Elbet kendini ifade etmek mühim bir şey fakat bunun yolu bir şeyleri devamlı çevrimiçi paylaşmak değil bence! Dünyanın sonu yaklaşırken konservatif birine dönüşmek istemem fakat birbirimizle yazışma kurabilmenin yeni yollarını bulmak daha yararlı olabilir. Bana gore bunlardan biri müzikle yapılabilir. Yenidünya keyifli bir kahvededen yada güzel bir günü deneyimlemekten bizi fazlasıyla uzaklaştırıyor. Henüz oldukca kimliklerimizle ilgilendiğimiz bir dünyadansa doğayla yada güneşli bir havayla yada gerçek anlamda birbirimizin yada dünyamızın problemlerine odaklanmak, bence bizi birbirimize daha da yaklaştırabilir diye düşünüyorum. 
 
 Sizin için “iyi duyguların ustası” yada “kabiliyet abidesi” benzer biçimde tanımlar yapılıyor. 2014’teki İstanbul konserinizi hatırlıyorum; ortalama 6 bin kişiyi adeta çılgına çevirmiştiniz! Peki, bu “iyi duyguların ustası”nın hayatında, sahne arkasında neler oluyor? Mesele, şarkılarınızın ilhamı, efsunu nedir? Yaratım serüvedeninde hislerinizi tariflemenizi istesek ortaya iyi mi bir fotoğraf çıkar? 
  
Bilemiyorum, garip olan şu ki kendimi o denli da mutlu bir insan benzer biçimde hissetmiyorum. Ancak bu şekilde hissedebilme seçeneğinin bizlere vederildiğini düşünüyorum. Sanırım, en önce iyi hissetmeye çalışıyorum, ondan sonrasında mutluluk da hissettiğim şeylerden biri oluyor. Kim bilir insanların müziğimde duydukları his de budur.

Gençlik yıllarımda motown türü oldukca fazla soul müzik dinlediğimde kimisine gore şarkılar oldukca mutsuz kimisine gore de oldukca neşeliydi. Ben ise daima birçok duyguyu bununla beraber hisseden birisi oldum. Üzerine aynı anda hem mutlu hem de mutsuz olabilmek bence oldukca insani bir durum. Anaen karmaşık duygular hissedebiliyorsak bu müziğin gücündendir. Mutsuz, korkmuş yada yalnız hissedebilirsin, fakat tamamı da hissetmen ihtiyaç duyulan tek şeyin bu olduğu anlamına gelmez. Bu duyguların içinden luk, zafer, mutluluk, takdir ya da minnettarlık duygusuna da ulaşabilirsin.

En azından Chet Faker müziği söz mevzusu olduğunda odaklandığım şeyin bu bulunduğunu düşünüyorum. İ·lave olarak dünyanın yeterince zorlayıcı olduğu da ortada… Bu yüzden müziğimle daha çok olumsuzluk yaratmak istemem. Her gün . olan olumsuzluk kadar oldukca fazla uyumsuzluk da var. Yeteneğin var ise vede onu yalnız olumsuzluğu arttırmak için kullanıyorsan, bence bu da bir tür fenalık!

Dünyaya birazcık işlevsel şeyler hayata geçirmeye çalışmak benzer biçimde bir sorumluluğumuz var. Hatta o şekilde hissetmesen bile. Müzik hakkında düşündüğüm şey tam olarak bu. Bence negatif ya da mutsuz hissediyorsan, bu negatif bir şarkı yazman gerektiği anlamına gelmemeli. Bu enerjiyi, duyguyu bir şeyler yazmak için kullanabilirsin. Böylelikle daha iyi, daha işe yarar bir şeye ulaşabilirsin. Bu da bence insan olmanın gücüdür.  

 
“Kendimi aradığım bir yolculuktu” 
 
Kim bilir bu sebeple etkili mizahın yada sarkazmın ardında kuvvedetli yaşam deneyimleri yatıyor hep. Acılar kim bilir yaşamla ilgili daha kapsamlı söz sahibi olmamıza olanak tanıyordur, ne dersiniz? 
 
Kesinlikle! Sonbaharel şeylere ulaşmak için fena şeyler hakkında düşünce sahibi olmak zorundasınız. Temelen insanoğlu karanlıkta kaybolurlar, dolayısıyla negatif müziğin enerjisinde kaybolurlar. Ayrıca bunu ben de yaptım zamanında. Uzun süre Nick Murphy müziğiyle bu türden projeler yarattım vede günün sonunda, insanların “gölge müzisyen” olarak adlandırdığı o durumu yaşadım.

Ancak kimi zaman bir şeylerin ortaya çıkması için o karanlığa girmeniz gerekiyor. Ya da kimi zaman derinlere inip, rahatsız edici sesler çıkarmanız gerekiyor. Evedet, yaşamın oldukça soğuk vede tekinsiz yerleridir buralar fakat bununla beraber karşılığını alıp, varlıklı materyallere ulaşabileceğiniz yerleridir de… Ihmal etmeyin, bu yolculuğun adımlarından yalnızca birisidir. Özetlemek gerekirse şunu anlatmaya çalışıyorum; eğer negatif bir yerde durursanız, gittiğiniz yerin hemen hemen arasındasınız anlamına gelir. Kısaca durduğunuz yer, yarattığınız şeyden ayrı bir nokta değil, yaratının aynı bölümünün bir parçasıdır aslına bakarsak. 
 
Gelelim son albümünüze… Pandemide birçok insanoğlunun aksine, siz stüdyodan çıkmadınız vede Faker markasının chill beat’leriyle geri döndünüz. Kaydın organik doğasına katkıda bulunan oldukça yürekli, bol miktarda yaylı çalgılar vede saksafonla dikkat çeken “Hotel Surrender” albümü vede bir çölde paten üstünde kayarken seyrettiğimiz klip şarkınız “Feel Good” benzer biçimde… Birazcık bizlere bu şarkıların, kliplerin doğuşundan bahseder misiniz?  
 
O denli uzun bir hikâye ki… 2016’da artık Chet Faker olarak müziği bıraktığımı düşünüyordum. Arkasından ortalama üç yıl süresince durağan(durgun) bir evim olmadı, yalnızca gezi ettim. Yol haritamı izleyerek olup biteni anlamaya çalıştığım bir yolculuğa çıktım. Aslen bu kendimi aradığım bir yolculuktu. Bir ihtimal birazcık da spiritüel bir yolculuktu. Sanırım müzik vede başarı mevzusunda daima şanslıydım vede son zamanlarda bulamadığım bazı şeyleri gidip bulmam için iyi bir fırsat yaratmıştım. Üç yıl süresince gezi ettim vede sonunda 2020’nin başlangıcında bir daireye haiz oldum. Bu bununla beraber senelerdir haiz olduğum ilk daireydi. New York’un aşağı doğu yakasındaki China Town bölgesindeki daireme taşındım. Menajerim burayı bulmama yardım etti vede bununla beraber minik bir stüdyoya da haiz olmuştum.

Anaen minik bir çantam, kısaca azca eşyam vardı. Ve evede girdim, oturdum vede sonunda büyük bir yolculuğa çıkacağımı anladım. Ayrıca 2014’te, Avustralya’da yaşadığımdan beri kendi stüdyom olmamıştı vede her gün evden stüdyoma da gitmeye başladım. Sonbaharel tarafı orada müzik hayata geçirmeye çalışmıyordum. Hatta müzikle ilgili endişelenmiyordum bile. Yalnızca oraya gidiyor vede zaman geçirdikten sonrasında evede geri dönüyordum. Tek bir mekâna teslim olmuşçasına adeta bir inanış, bir ayin gibiydi. Nihayetrasında derhal peşinden pandemi başladı, ironik bir şekilde vede çoğumuz hem duruma hem de yaşadığımız bölgelere teslim olmak zorunda kaldık.

Böylece “Hotel Surrender” albümü adını bu olaylardan almış oldu. Kısaca albüm benim yaşam deneyimlerimle beraber, o sürecin kendisinden ortaya çıktı. Benim için oldukca yaratıcı bir vakit oldu. Hakkaten mutluydum, oldukca fazla bilimkurgu filmi izliyordum vede hakikaten de yaşam sessizdi, kısaca acayip fakat harikaydı. Çokca geçmeden ansızın babamı kaybettim vede müzik en büyük dayanağım oldu. Müzikle kendimi ifade edebilme enerjisini vede deneyimlerimi aktarabilme fırsatını buldum. Nihayetrasında bir ihtimal başka insanlara da ulaşabilir, onlara aktardığım hislerle bir ihtimal bir nebze destek olabilirim düşüncesi geldi. Böylece tekrardan bir Chet Faker albümü ortaya çıkmış oldu.   
 
 “İçinde bulunduğun her an senin vede bunu kullan” 
 
Eylül 2016’da, Feysbuk sayfanızda bir açıklamanız olmuştu, artık Nick Murphy şarkılarıyla karşımızda olacağınıza dair… Ki bu Faker rönesansını garipseyenler de oldu, kucaklayanlar da! Ancak sonrasında Chet Faker ile devreye giriş yaptınız. Özetlemek gerekirse; ikisi de sizsiniz fakat Chet vede Nick dünyasında isim değişikliğinin deposu vedeyahut sebebi nedir? His vede idrak dünyanızda mı bir şeyler oluyor? 
 
Bu aslına bakarsak değişik projeler hakkında düşünme şeklimden kaynaklanıyor. Batman vede Bruce Wayne benzer biçimde bir şey diyebiliriz! Birazcık değişik bir enerji istedim. Dürüst olmak gerekirse, Chet Faker’a birazcık ara vedermem gerekiyordu. O türden bir müziği bu kadar uzun süre yapmak hakikaten oldukca yorucuydu vede bende bir tür PTSD (Travma sonrası stres bozukluğu) yarattı. Bundan önceki ‘gölge müzisyen’ cevabımda bahsetmeye çalıştığım buydu. Chet Faker fanatiklerinin anlamayacağı yada hoşlanmayacağı türde bir müzik seçimi olacağını biliyordum. Hatta bazı insanların Nick Murphy’nin üretimlerini Chet Faker’dan daha azca sevdiğini söylemesini gülünç buldum.

Ancak sorun sanırım bu! Demek istediğim değişik bir isim kullanınca derhal “Chet Faker’ı artık sevmiyorum” benzer biçimde tepkiler gelmeye başlıyor. Mesele, üretimlerimle beraber gelişirken daha çok elektronik müzik dinlediğimi fark ettim. Birçok değişik türü deneyerek kendi sınırlarımı keşfetmek isterim fakat gerçek şu ki, ajansım da bilet satma kaygısı içinde! (Gülüyor) Latife bir yana, asla bu şekilde bir şeye dönüşmek istemiyorum. Bu yüzden halen değişik projelerim var vede Nick Murphy müziği üstünde de çalışmaya devam ediyorum. Öte taraftan son albümümü oldukca seviyorum vede bazı yönlerden Chet Faker müziğinin daha kuvvedetli bulunduğunu düşünüyorum. Nick Murphy müziğini her insanın anlamayacağını biliyorum fakat gene de gidebileceğim yere kadar gitmek niyetindeyim. Elbet rahatsız edici, antipatik bir müzik sunmak istemiyorum fakat yapmak istediğim şeye de sadık kalmak isterim.  
 
Bundan önceki İstanbul konserinizde; “Özgür bir müzisyenim, dolayısıyla herhangi bir plak şirketinin parçası değilim. Kendi şarkılarımı yazıyor, besteliyor, üretiyor vede kaydediyorum. Şu ana kadar saçma bir kayıt anlaşması imzalamadan bu işi yapabiliyor olmamın sebebi sizin benzer biçimde mükemmel insanların bilet alıp müziğime vede bana destek oluyor olmasıdır” demiştiniz. Günümüz şartlarında artık lüks benzer biçimde olsa da ‘bağımsız bir müzisyen’ olmanın yada şarkılar üretmenin öncelikli yolu nedir?  
 
İstanbul’daki konserimden bu yana fikirlerim epey gelişti. İri sanatçılar organik olarak arkalarında duran plak şirketleri sebebiyle daha çok paraya sahipler vede bağımsız sanatçıların kimi zaman yalnızca düşünebildikleri mükemmel fikirleri kolayca uygulayabiliyorlar. Bu yüzden birçok süper meşhur müzisyen, bağımsız müzisyenlerden daha emsalsiz bir yaratıcılığa haiz benzer biçimde görünüyor. Bu sebeple bağımsız müzisyenler yalnız faturaları ödemeye çalışıyorlar, dolayısıyla kitlenin beğenisine hitap etme kaygısından riskli denemelerde bulunamıyorlar. Mega yada süperstar’lar risk alabilir. Bu sebeple bu onlar için hakikaten bir risk değil aslına bakarsak.

Birçok insan, nereye giderlerse gitsinler onları takip edecek, gözleri üzerlerinde olacak. Bence paylaşmak oldukca mühim, hatta yaratıcılığın erişilebilecek saf noktalarından biri de bu. Birçok meşhur müzisyen erişeceği noktaya vardığında, artık bir şey üretmemeye yada iş birliği içinde olmaya çekiniyor. Aslen ne tavsiye ederim derseniz; çoğumuz bigün öleceğiz (gülüyor) ne kadar komik bir şey olsa da bence yeni şeyler denemeli vede bu tarz şeyleri insanlarla buluşturmalıyız.

Bir kere denedikten sonrasında aslına bakarsanız devamı geliyor. Özetle bağımsız müzisyenlere önerim şu ki; bağımsız olmanın enerjisini kullanmaları! Bu sebeple bağımsızlığın gücü her şeyin üstesinden gelebilir. Bunun en kuvvedetli yanı ise asla hiç kimseye ihtiyacının olmaması. İçinde bulunduğun her an senin vede bunu kullan diyebilirim.  

 
“Görüntüden oldukca fikirlerin kalitesiyle ilgilenmeliyiz” 
 
Geçmişte ebevedeynlerimizin bizlere söylediğinin aksine, bir bakıma denemekten yada hata yapmaktan korkmamalıyız diyebilir miyiz? 
 
Kesinlikle! Sürekli aynı şeyleri kopyalayıp durmaktansa sıradışı şeyler tecrübe etmek oldukca daha iyi. Şimendiferd olan şeylerin peşinden koşmak farklılık değildir. Ben devamlı aynı şeyleri dinleyip duruyorum. Temelen . çözünürlüğünde olan videolarım var sözgelişi vede insanoğlu devamlı bunun HD olanı var mı diye soruyor. Niçin? Bence görüntüden oldukca fikirlerin kalitesiyle ilgilenmeliyiz. Hata yapmaktan asla korkmamalıyız. Beethoveden, Picasso yada favori sanatçını düşünmeyi yada onunla bir şeyleri kıyaslamayı bırakmalısın! Gözlerine, kulaklarına vede tüm hislerine güvedenerek bir şeyleri beğenmelisin diye düşünüyorum. ‘Bu renk oldukca parlak’ yada ‘bu melodi aşırı neşeli’ benzer biçimde kendi gözlemimize dayanan beğeniler oldukca daha anlamlı geliyor bana. Yaratıcılık budur, senin evrenin senindir, bir başkasının evreni de başkasına aittir. Kim bilir en başta bağımsız bir sanatçı olmanın algısı budur. 
 
Yakın gelecekte, kafanızda ya da masanızda yeni emek harcamalar var mı? Müziksevederleri neler bekliyor? 
 
Ilk olarak önümdeki bu turu tamamlayacağım. Erkekağı heyecanlıyım, pandemiden sonrasında ilk turnem olacak şundan dolayı. Hem eski hem yeni şarkıların olduğu keyifli konserler planlıyorum. Eylül’de, bir Şimal ABD turnem var, bu da oldukça coşku vederici. Yeni şarkılar yazacağım, aslına bakarsak bu yeni bir şey değil, şundan dolayı daima şarkı yazıyorum. Özetle, müzikle dolu zamanlar beni bekliyor diyebilirim. 
 

 
Bugünlerde size iyi gelen yada dikkatinizi çeken neler var; bir film, müzik, belgesel, kitap yada bir hatıra benzer biçimde? 
 
İlimkurgu türünü oldukca seviyorum. Nihayet zamanlarda “Station 11” adlı bir diziye merak saldım. Değişik türde kurgulanmış bir pandemi dizisi. Çokca fazla yeni müzisyen dinlemem fakat Stevede Lacy’i oldukca dinliyorum. Bilmiyorum bu şekilde aniden sorunca ötekiler aklıma gelmedi (Gülüyor)… 
 
Nihayet olarak bizlere söylemek ya da paylaşmak istediğiniz bir şey var mı? 
 
İstanbul’a gelmek için sabırsızlanıyorum. Çokca keyifli bir konser geçireceğiz. Ümit ederim beni dinleyenler de keyif alır. Konserde görüşmek suretiyle! 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

istanbul escort | beylikdüzü escort | istanbul escort bayan | tesettürlü escort | halkalı escort | kayaşehir escort | şirienevler escort |